23 Şubat 2010 Salı

Buruk sevinç

Sevgili arkadaşım Derya Yüksel bloğa yolladığı son yazıya "P.Eluard"ın bir şiirini eklemiş ve "her acının sonunda bir açık pencere vardır" demişti...
O pencere bu gün (23 Şubat 2010) gece saat 23'e doğru açıldı.
Açılan aslında bir pencere değil bir "kapı"ydı.
O kapı Ceren dahil "10" kişiyi "özgür" kılarken, aynı zamanda, daha önce özgürlüklerini bekleyen 13 kişiden üçünün bu beklentisini önümüzdeki "dört" aya uzattı.
Necdet,Melek ve Ergin üç ay süreyle demir parmaklıkların ardında olacaklar.
İşte bu yüzden Ceren'in özgürlüğüne kavuşmasından dolayı yeterince sevinemedik.
Yine de bugün Beşiktaş Adliyesi'ne gelerek, ya da tel.mesajıyla desteklerini esirgemeyen tüm dostlarımıza teşekkürü bir borç biliyoruz.

Sevgi ve dostlukla...

NOT: Bu Bloğa yazmayı ve arkadaşlarınıza duyurmayı unutmayın ve ertelemeyin...

18 Şubat 2010 Perşembe

"Her acının sonunda açık bir pencere vardır."


Sevgili Ceren,

Sana buradan merhaba demek aslında biraz garip.
Seninle yüzyüze hiç tanışmadık ama baban aracılığıyla seni uzun zamandır tanıyorum. Özgürlüğün elinden alındı ama senin orada da yaşama dört elle sarılıp herkesi kucakladığını biliyorum.Babanın seninle ilgili paylaştıklarını okuyorum. Anneninkileri de..
Benim de bir oğlum var, henüz küçük... Oğlumun büyüme zorluklarını babanla paylaştığımda bana senin nasıl büyüdüğünü anlatmıştı.
Sistemin dayatmalarına girmeden dil öğrenmen,dans etmen,sevdiğin şeyleri yaparak hayatı zenginleştirmen...
Onların senin yokluğunda neler hissettiğini daha iyi anlıyorum.
Ailen seni o kadar iyi yetiştirmiş ki kötülüğü hiç düşünmemişsin..
Bunun için yaşadıklarını algılamakta zorlanıyorum ama tüm bunlara rağmen senden birşey istiyorum: Hiç değişme Ceren... Hep böyle temiz kal... Çünkü senin gibi insanlar bu dünyayı daha yaşanası kılıyor...
Birgün seninle yüzyüze oturup sohbet etmeyi ve senden dans etmeyi bana öğretmeni istiyorum...
Hayatın gülümsemen gibi duru olsun...
Seni en kısa zamanda özgür göreceğimize inanıyorum...
Ben ne zaman sıkılsam okuduğum bir başucu şiirim vardır.Sana onu yolluyorum... Teyzenle de paylaşırsan sevinirim...

Sevgiyle

Derya YÜKSEL

Aydınlık

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda
Açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canli bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır.

Paul Eluard

9 Şubat 2010 Salı

İnsanların ördükleri duvarlar...


Sevgili Ceren,

Seninle karşılaşmasak da , oturup hiç konuşmasak da seni uzun süredir tanıyorum.
Nasıl mı tanıyorum tabi ki sevgili babandan.
Artık, abim kardeşim babam kısacası ailemden biri olarak gördüğüm Mustafa Sütlaş’tan tanıyorum seni. Bana bahsetmişti senden. Hep tanışmak için daha uygun bir zaman bekledim. İşin aslı sana yazdığım bu ilk mesaj konusunda bilgisayar başına otururken isyanlardaydım ama demek şimdi yazmam gerekiyormuş ne yapalım.

Babana hep hayran olmuşumdur Ceren çünkü yaşadığım problemler çözümsüzlüğe dayandığında hemen kavga çıkaran bir insan olarak onun kadar sabırlı, demokratik, herşeyi kuralları içinde çözmeye çalışan bir insanı çok çevremde görme şansına sahip olmadım. Babanın, seni de kanunlara saygılı, bütün problemleri konuşarak, uzlaşacak bir ortak nokta bularak çözmeye çalışan bir evlat olarak yetiştirdiğinden en ufak bir kuşkum yok zaten. En kısa zamanda gerçekler açığa çıkar ve aramıza dönersin umarım.
O zaman gerçekten tanışma şansına sahip olabilirim.

Ceren, inan insanların çevrene ördüğü en kalın duvar insanların kendi çevrelerine ördükleri duvarlardan kalın olmuyor. Bu polyanıcılık değil bizzat birebir hayatım boyunca bir çok defa gözlemlediğim bir durum. Sen zaten dışarıda kendini özgür sanan bir çok insandan daha özgürsün. Bir kaç güne kadar da masum olduğun anlaşılacak ve normal hayatına döneceksin. Sana çok çok uzun yazmak isterdim ama sonra konuşacak bişey olmayacak kaygısıyla burada bitiriyorum.
Tüm güzel dileklerim seninle olsun.

Aydın Karabulut

6 Aralık 2009 Pazar

SENİNLE HİÇ TANIŞMADIK

Ceren merhaba
Seninle hiç tanışamadık. "Keşke tanışmış olsaydık" demiyorum. Şimdi tanışıyoruz.

Ben bir Ceren daha tanıyorum senden bir kaç yaş küçük, babasının tek başına büyüttüğü çok güçlü bir kız. Tanıdığım tüm Ceren isimliler deli fişekler. Anneanneme göre "İnsanlar isimleriyle özdeş olurlar"mış mesela ben adım GÜLSÜM anlamı ay yüzlü, sevgili demekmiş ve gerçekten de yuvarlak yüzlüyüm ve sevecenim

Ceren, güzel gözlü ceylanlar zeki ve çevik olurlar ki yaşamda kalabilsinler ve soyları sürsün... Resimlerine baktım bloğunda, gözlerin çok güzel, zeki ve çevik olduğunda yaptığın işlerden belli. Eeeeee sonuç da belli genç adam

Canımcım babanla oğlumun hastalığı sırasında tanıştım. Oğlumun denize gitme düşünü film yapmak istediğini oğlum gidince öğrendim ve çok mutlu oldum. Eminim yapılan hata düzeltilecek ve sen yaşamında yapacaklarını yapmağa devam edeceksin, kaldığın yerden yaşayacaksın yaşamı.

Mutlu olduğunda küçücük an ve nesnelerden, bu yaşadıkların da yaşam deneyleri olarak kalacak aklının labirantlerinde, inan bana...

Güçlü olmak yaşanan deneylerden çıkarılan güçleri güçsüzlere/güçsüzlüklerimize sunmakla oluyor Ceren... Yaşadığımız her kötülük iyi bir iş yapmamız için sebep olabilir.

Sevgilerimi sana yolluyorum, görüştüğümüzde umarım beni seversin genç aklınla.

Duyduğumda babana sana yollaması için yazdığım duygu dizinlerimin imla hatalarını düzelterek buraya ekliyorum.

Satırlarımda satırlarımda sevgim ve aklım var. Al senin olsun genç adam

(Not: adam=insan=kadın ve erkek :))))))))))))) )



EN BÜYÜK GÜÇ

Özgürlük kafamızdaki kuvvette saklı

Kalabalıklar içinde
Ya da
Kalabanın kafesinde

Bedenimiz tutsak yaşasa da
Özgürlük
Aklımızdaki akıl dayanışmalarımızda

Senle tanışmasa da gözlerimiz
Akıllarımız ortak kütüphanenin kitaplarından
Ve
Tanıyorlar birbirlerini

Yoksa
Nasıl katlanırdı benim aklım
Evlatlarım önlenebilir ölümlerle tek tek çalınırken benden

Ağlarken aklım soğuk yalnızlıkta
Aldığım her başka akılla kalabildim ayakta
Aklın tutulmadıkça ve kelebek kaldıkça
Sen de
Sana ve düşüncelerine inananların akıl ortaklığıyla
Bedenin tutsak olsa da
Özgür olacaksın
Olduğun yerde
Benim aklımda özgürlüğe dair ne varsa sana yolluyorum Ceren

Unutmamalısın
Umut her yerde ve her durumda vardır
Ve
Umut bizi ayakta tutan en güçlü gücümüzdür.


Gülsüm ÇAKIROZUMOK/ Umut ve Ozanın annesi 23160706122009Van/ESO

19 Kasım 2009 Perşembe

Bir nefeste... Soluk soluğa...

Sevgili Ceren
Salı günü görüşteki keyfin, sevgili Pelin'le muhabbetin gözümün önünden gitmiyor. Ona ördüğün yün pelerin de çok güzeldi ve giderken sarındığında Pelin'e çok yakıştı.
Hafta içinde kuzenin (İbrahim Abimin kızı) Arzu senin için bir yazı yazıp bana yolladı. Onu buraya aktarıyor ve seninle paylaşıyorum.

Ne olursa olsun yüzündeki gülücük hiç eksik olmasın...
Seni seviyoruz...
Baban

BİR NEFESTE... SOLUK SOLUĞA...


Aynı evrende soluk alıp veriyoruz aldırmaksızın bir diğerimizin ne olduğuna, ne yaptığına…
Aynı kıtada adımlar atıyoruz önümüze bakmaksızın umarsızca.
Aynı ülkeyi paylaşıyoruz güya.
Gözlerimiz sımsıkı kapalı olan bitenler karşısında ve ne yazık ki herkes kendi hayat kaygısında. Yaşam mücadelesi koyduk ucuz amaçların adını ve farkına dahi varmadan hiçe saydık tek başına mücadele edilemeyeceğini.
Egolar kuşandık yarınların telaşında, rahat bir yaşamak düşledik bireysel çerçevelerde. Gitgide yalnız kaldık ruhumuz bile duymadı.
Yolda özgürce yürürken üstümüze gelen kalabalıktan yakınıyoruz, birlik olamadığımızı kaçırarak gözlerimizden ve aklıma dahi gelmiyor dört duvar arasındaki 20-30 adımlık voltalardaki kısıtlanmalar.
Saatleri sayamıyoruz günlük 09.00-18.00 arası koşturmacalarda, günler birbirini kovaladığını düşünürken biz, zamanın durduğu yerleri unutkanlıklarımızın arasına ekliyoruz.
İsyan yasaklı sözcükler arasındaki yerini aldı sözlüğümüzde, çığlıksa sadece kendi canımız yandığında çıkan bir ünlemden ibaret hale büründü ne başkalarının çığlıkları yankılanıyor kulaklarımızda ne de biz bir başkası için çığlık atmanın gururunu sindirebiliyoruz bünyemize. Oysa ne çok şeyi sindirmiş, sinmişiz dikte edilmişlerle.
Buz kestiğimizin bilincinde dahi değiliz, unuttuk mu ruhun bir başkasının nefesi değmeden ısınmayacağını…
Duyularımızı, duygularımızı duyargalara çevirmişiz yumuşak omurgalı, kıvrak sürüngenler misali…
Sadece soluk alıp veriyoruz, ötesine geçmeden.
Yaşıyoruz insan gibi yaşamayı hak edenlere nispet yaparcasına kaygısızca.
Bazen derin bir soluk almalı ve de düşünmeli dört duvar arasındaki mi mahkumiyet yoksa bizimki mi?
Arzu Oflezer

15 Kasım 2009 Pazar

Ben Neden Cezaevinde Uyanıyorum?

Güzel Ceren'im...
Annenin sizin için yazdığı bir yazı daha bugünkü (15.11.2009) Radikal 2'de yayınlandı.
Duygu ve düşüncelerimi biliyorsun. Muhtemelen yazıyı okmuşsundur.
Ama en azından bir "belge" olsun diye burada da yer veriyorum.
Seni çok özledik hepimiz...



Ben Neden Cezaevinde Uyanıyorum?

Yüreğim, zaten paramparça değilmiş gibi, bin bir eziyet “cezaevi görüşüne” gittiğimde, kız kardeşimin isyan duvarına çarpıp yeniden un ufak oluyor:

“Ben neden cezaevinde uyanıyorum” diye haykırıyor.

Siz dışarıdakiler, ne yapıyorsunuz, diye soruyor.

Niye durumumuzu anlatmıyorsunuz, diyor.

Niye beceremiyorsunuz diyor.

Suçluyor.

Haksız mı?

Kim verecek bu sorunun cevabını:

Neden benim canım kızlarım cezaevinde uyanıyor?

Neden 6 aydır zindana tıkılılar?

Neden?

Yavrularımı bir sabahın köründe yataklarından söküp alan bu karabasanın nedeni ne?

Hırsızlar mı, arsızlar mı?

Soyguncu mu, vurguncular mı?

Katiller mi, çeteciler mi?

Kime ne kötülük yapmışlar?

Madem bunların hiçbiri değiller, öyleyse niye mi tutuklandılar, hapis yatıyorlar?

Ben size söyleyeyim:

Çünkü iyiler

Çünkü iyi niyetliler.

Çünkü hiç birimizin olmadığı kadar iyiler ve iyi yürekliler.

Gözleri, kötüyü/kötülüğü göre göre körleşmiş birileri, iyiyi/iyiliği göremiyor/tanıyamıyor.

Kızlarımın yazgısını ise onlar belirliyor.

Benimse, kız kardeşim isyanına ve kızımın suspus iç yıkımına eşlik etmekten başka elimden hiç bir şey gelmiyor.

Onlar 6 aydır pisipisine cezaevinde de, ben sanki özgür bir güne mi uyanıyorum?

Onlar isyanda ve yıkımdayken benim hayatım başka türlü mü?

Annemim, babamın, kardeşlerimin, yeğenimin, bütün ailemin hayatı ne türlü?

Canım kardeşim, ne desen haklısın; biz dışarıdakiler var ya; bir halta yaramıyoruz:

Hiçbir şey beceremiyoruz: Uğradığınız haksızlığı sonlandıracak bir şey yapamıyoruz.

Sağır kulaklar duysun, donmuş yürekler sevgiyle çözülsün diye ööööööle bekliyoruz.

Becerebildiğimiz sadece sevmek.

Sizi her zamankinden çok ve herkesten çok seviyorum.

Elimden sadece bu kadarı geliyor canım kızlarım

Boşu boşuna ve nafile gayret, avazım çıktığı kadar kör kuyulara haykırıyorum:

Neden kızlarım cezaevinde uyanıyor?

Nevin Pakize Sütlaş

05 Kasım 2009

Radikal Gazetesinin Pazar Eki Radikal 2'nin 15.11.2009 tarihli ve 683 sayılı nüshasının 7. sayfasında yer almıştır.


19 Eylül 2009 Cumartesi

Hikayemdir

Sevgili Ceren'im

Tam 4 ay 3 hafta oldu özgürlüğün elinden alınalı.
Bunu hak etmediğini herkes söylüyor. Henüz içeriğini bilmediğimiz iddianamen yargılamanızı yapacak olan 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulmuş.
Geçtiğimiz pazar günü Radikal 2'de annenin "Hikayemdir" başlıklı yazısıyla senin bu kişisel kısa tarihine bir not daha düşüyorum.

Hikâyemdir

13/09/2009

Sevgi timsali yavrumu, kıpır kıpır kelebeğimi zindanlara tıkan, rengarenk çiçekli bahar dalımı solsun diye yolmaya çalışan ülke mi bizim vatanımız?

NEVİN SÜTLAŞ

Bir kız doğurdum. Harika bir bebekti, harika bir çocuktu ve harika bir genç kız oldu. Her dem ve yaptığı her şeyle övünülecek bir evlada sahip olmak, bir anne için nasıl keyifli bir şeydir bilmem bilir misiniz? Öznel olduğumu, bu nedenle yanıldığımı düşünüyorsanız aldanıyorsunuz. Onunla tanışan herkes aşağıdaki paragrafa katılacaktır: Kızım sevimli ve sevgi doludur. İnsan sever, hayvan sever, doğa sever ve de yurt severdir. Bunların içi boş kelimeler olduğunu düşünmeyin. Ceren içlerini tıka basa dolduranlardandır.

Sevmenin bedeli vardır. Ceren yaşamı boyunca, bütün bu sevgilerin yüklerini bilerek ve isteyerek taşıdı. Bildi çünkü bilgi sahibidir. Gereklerini yerine getirdi çünkü bilinç sahibidir. Keşke Ceren için söylediklerim benim için de geçerli olsaydı.
Bilgiyi bilinç düzeyine aktarmayı zaten geçelim, ben öyle kayıtsız şartsız sevenlerden de değilimdir. Bazı insanları hatta neredeyse çoğunluğunu sevmem. Na’palım ben bir elitistim, öyle popülistlerden falan değilim, diye övünürüm. Pis-pasaklı, tembel-çıkarcı, arsız-yalancı diye başlayan sevmediklerimin listesi uzar gider. Ceren ise herkesi sever. Birinci sınıf sanatçıyla/bilim insanıyla nasıl dost olabiliyorsa, sokaktaki tinerciyle de “paket yapmaktan bile aciz” diye öfkelendiğim tezgahtarla da dost olmayı becerir.

Ben hayvanlardan pek hazzetmem. “Ev hayvanı” kavramının insanların bencilliklerinin yansıması olduğunu düşünürüm. Bu türden rasyonalizasyonlarımın arkasına saklanır, hayvanlardan uzak dururum. Ceren ise hayvansız bir dünyanın olamayacağı bilincini, yanında yöresindeki hiçbir hayvanı “okşamadan geçememek” noktasına ulaştırdı. Uzun bir bayram izninde, tam da tatile gidecekken, kapımızın önünde can çekişirken bulduğumuz, belediyenin zehirlediği bir sokak köpeğine, koca tatil boyunca doktorluk, hemşirelik ve de hizmetçilik yapmak zorunda kalmışlığım, elbette, Ceren yüzündendir.

Benim doğaseverliğim de göstermeliktir. Güzel manzaralar karşısında mayışmaktan, fırsat buldukça çayır çimene uzanmak, dağa bayıra yollanmaktan ibarettir. Her köyün ve de kentin çıkışında varlığı şart çöp dağlarına öfkelenmekten ibarettir. Ceren ise doğayı bilerek isteyerek tahrip edenlere karşı verilen savaşımın katılımcılarındandır. Bergama’larda canı yananlardandır.

“Burası bizim vatanımız”

Benim vatanperverliğim de epeyce tartışılır. Adaletin çivisinin çıktığı, sağlık sisteminin tümüyle paraya havale edildiği, eğitimin sil baştan yok edildiği bir ülkeye sevgim, su muhallebisi kıvamındadır. Müzmin akıl hastası ile ağır zeka özürlüyü zorla gerdeğe sokup, hasta bir yığın çocuğun üretimi için kutsal evlilik ortamı hazırlayan iyi niyetli insancıkların döşediği cehennem taşlarına bekçilik etmekten hoşlanmıyorum. Asla okumaz ama “her dem her konuda konuşur” aydın müsveddelerinin taştığı ekranlardan bıktım. Baldır meme pazarı günlük çarşaflardan da. Neyin ve kimin sayesinde okuduğu/eğitim alabildiği konusunda asla kafa yormamış, ulaştığı aydınlığın bedelini ödemesi gerektiği bilincini edinmemiş, sadece tünediği koltuğun forsu konusunda uzmanlaşmış yiyicilerle aynı havayı solumaktan da bıktım. Yeniyetmelerini kocamış kopukların cüzdanlarına doğru iteleyip umduğunu bulamayınca ciyaklayan yoz ebeveynlerden, aklını bacak arasında unutan çürük heriflerden, donunu yıkamaktan acizken beyni vitrin camında çıkartma olmuş moda sapkını kenarın dilberlerinden falan da yıldım. Anlayacağınız yurt ve yurttaş düşkünlüğüm de epeyce su kaynattı. Dünyanın en uzak ve en ücra köşesine gitmeliyim.

“Bu ülkeden bir an önce çekip gitmeliyim” havasına iyice büründüğüm bugünlerde, Ceren’imin yurt sevgisi hâlâ taptaze. “Nereye gidiyoruz anneciğim, burası bizim vatanımız” diyor, tıkıştırıldığı dört duvarın arasında soluğu boğulurken.
Sevgi timsali yavrumu, kıpır kıpır kelebeğimi zindanlara tıkan, rengarenk çiçekli bahar dalımı solsun/kurusun diye yolmaya çalışan ülke mi bizim vatanımız? Köpürmüş köpeklerin salınıp taşların bağlandığı yer mi bizim vatanımız? Biz değilsek bu ülkenin sahibi kim? Aklın, ahlakın ve vicdanın mezar yerini bileniniz varsa haber versin, çiçeklerim hazır, ziyarete gideceğim...

Bağlantı:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=954278&Date=19.09.2009&CategoryID=42