9 Şubat 2010 Salı

İnsanların ördükleri duvarlar...


Sevgili Ceren,

Seninle karşılaşmasak da , oturup hiç konuşmasak da seni uzun süredir tanıyorum.
Nasıl mı tanıyorum tabi ki sevgili babandan.
Artık, abim kardeşim babam kısacası ailemden biri olarak gördüğüm Mustafa Sütlaş’tan tanıyorum seni. Bana bahsetmişti senden. Hep tanışmak için daha uygun bir zaman bekledim. İşin aslı sana yazdığım bu ilk mesaj konusunda bilgisayar başına otururken isyanlardaydım ama demek şimdi yazmam gerekiyormuş ne yapalım.

Babana hep hayran olmuşumdur Ceren çünkü yaşadığım problemler çözümsüzlüğe dayandığında hemen kavga çıkaran bir insan olarak onun kadar sabırlı, demokratik, herşeyi kuralları içinde çözmeye çalışan bir insanı çok çevremde görme şansına sahip olmadım. Babanın, seni de kanunlara saygılı, bütün problemleri konuşarak, uzlaşacak bir ortak nokta bularak çözmeye çalışan bir evlat olarak yetiştirdiğinden en ufak bir kuşkum yok zaten. En kısa zamanda gerçekler açığa çıkar ve aramıza dönersin umarım.
O zaman gerçekten tanışma şansına sahip olabilirim.

Ceren, inan insanların çevrene ördüğü en kalın duvar insanların kendi çevrelerine ördükleri duvarlardan kalın olmuyor. Bu polyanıcılık değil bizzat birebir hayatım boyunca bir çok defa gözlemlediğim bir durum. Sen zaten dışarıda kendini özgür sanan bir çok insandan daha özgürsün. Bir kaç güne kadar da masum olduğun anlaşılacak ve normal hayatına döneceksin. Sana çok çok uzun yazmak isterdim ama sonra konuşacak bişey olmayacak kaygısıyla burada bitiriyorum.
Tüm güzel dileklerim seninle olsun.

Aydın Karabulut

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme